banner

7 Ekim 2015 Çarşamba

Yönetmen Gökalp Gönen'le "Altın Vuruş" Kısa Animasyon Filmi Üzerine


  Röportaj: Nefise Abalı

       Kayseri Altın Çınar Film Festivali'nde birincilik ödülü alan kısa animasyon filmi "Altın Vuruş", yurtdışında da ödül almaya devam ediyor. Harlem Uluslararası Film Festivali, Wimbledon Uluslararası Kısa Film Festivali, Libélula Animasyon Festivali, Animation Block Party ve Flickers-Rhode Island Uluslararası Film Festivali'nde ödül alan "Altın Vuruş" 66 festivalde gösterime girdi. Yönetmeni Gökalp Gönen'le "Altın Vuruş"u, başarısını, yapım aşamalarını ve sinema anlayışı üzerine konuştuk.


   “Altın Vuruş” festivalden festivale geziyor, gösterim hakkı kazanıyor, ödüller alıyor. Kimileri teaser’ını izledi, şanslı olanlarsa filmi. Merak edenler için filmin hikâyesinden söz edebilir misiniz biraz?
     "Altın Vuruş", paslı evlerinde yaşayan robotların, güneşin hayalini kurdukları bir dünya. Hikâye ile birlikte daha çok, “Tatmin olmak nedir, nasıl tatmin olunur?”, onunla ilgili bir deneme yapıyorum. Kesin bir sonuca varamasam bile sorunu sadeleştirip üzerine düşünülecek iki alternatif bırakıyorum.

   Peki Altın Vuruş’un fikri nasıl ortaya çıktı?
    Tam olarak nasıl geliştiğini bilmiyorum ancak ilk başta bir resim vardı. İki tepenin üzerinde iki küçük kulübe ve bunların içerisinden birbirini gözleyen, kollayan iki karakter… Bütün hikâye bu resimden geliştirildi.


   Senaryoyu yazarken nasıl bir yöntem izlediniz? Tıkandığınız noktalar oldu mu?
    Elbette. Ama zaten ben fikri bulur bulmaz hemen kâğıda dökmüyorum. Fikrin neden güzel olduğunu hatırlamam yeterli. Çalışmayan şeyler zamanla unutuluyor, bir anda sorunların alternatifleri ve çözümleri aklınıza geliyor. Artık sorun kalmadı dediğim anda kâğıda geçirmeye başlıyorum. Kısacası bulunan fikri kâğıda dökmeyerek, unutma faktörünü bir elek olarak kullanıp yeterli olgunluğa eriştiğinde yazıp çizmeye başlıyorum.

   Altın Vuruş’un aynı zamanda yönetmeni olmanız senaryoyu nasıl etkiledi?
     Aslında bu soruya tam olarak cevap veremiyorum. Şu ana kadar film üretiminde bütün pozisyonları ben üstlendiğim için yönetmen ya da senarist perspektifinden bakmayı hiç öğrenemedim. Ama düşününce yönetmen olarak, estetik kaygı ile eklediğim planlar belki hikâye yapısını etkilemiş olabilir.


   Sıradan kısa animasyon filmlerinde ya hikâye çok iyi oluyor, ya da teknik. Zaten ikisi bir arada oldu mu ödülleri topluyorlar. Sizde bu ikisi oldukça dengede. Filme başlarken hedefiniz neydi? Neden bu filmi yapmak istediniz?
     Aslında o sorular ve cevaplar daha filmi yaparken bile değişiyor. Zaten, film yapmak istiyorum çünkü yapabileceğim daha iyi bir şey yok diye yola çıkıyorum. Ee o zaman bana bir hikâye lazım. Ama onu böyle yaparsam bu yüzden olmaz, böyle yaparsam şu yüzden kötü görünür diyerek hikâyeyi zaten kafamda “İyi film nedir?” sepetine mümkün olduğu kadar yaklaştırıyorum. O sepette henüz bana ait bir film yok ne yazık ki ama referansım orası.

   Altın Vuruş’u özel kılan noktalardan biri de filmi tek başınıza yapmanız. Ki bir animasyon filmini tek başına yapmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Tek kişilik bir ekiple nasıl film yapılır? Avantajları ve dezavantajları neler?
Avantajı, karar mekanizmasının hızlı çalışması ama aynı zamanda bu bir dezavantaj. Çünkü aldığınız kararı uygularken “Yok ya bu olmadı” deyip başa dönme riski çok fazla. Sürekli kendinize, “hayır, bunun için yeterince düşündüm ve bu iyi bir karar” diye kızıp devam etmeniz gerekiyor. Bu yüzden filmde belli bir aşama kat edince artık ne yaptığınızı göremez hâle geliyorsunuz. Bu da en ufak aksilikte sizi filmden koparabiliyor. Çok tehlikeli!


 •        Filmi bitirdiğinizde “Hayal ettiğim işte buydu” dediniz mi?      Yoksa “Şöyle olsaydı daha iyi olurdu” dediğiniz şeyler var mı?
     Neler var neler :) Peki hayal ettiğim gibi oldu mu? Hayır. Ama kötü anlamda değil. Sanırım bu yine tek başınıza çalışmakla alakalı. Mesela 3 boyutlu modeli yaparken bir form buluyorsunuz, orada geçmişteki deneyimleriniz size bir şey hatırlatıyor ve o şey sizin sesi üretirken verdiğiniz kararları da etkiliyor. O modelde bulduğunuz formun hakkını ses ile vermek zorunda hissediyorsunuz. Bu bütünlük sağlıyor ama net bir şey hayal edemiyorsunuz. Film yine benim deneyimlerimle şekilleniyor ancak bu deneyimleri ben seçmiyorum. Beyin süreç esnasında rastgele oradan buradan bulup ekliyor onları.


   Yıldız Teknik Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü’nde eğitim      almışsınız. Okuldayken ve sonrasında üç kısa film daha            yapmışsınız: Lumen Forest(2013), Güveç (2011) ve Modernizm (2009).  Hatta ikisi İstanbul Animasyon Filmleri Festivali’nde ve !f        İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilmiş.  İlk filminizden Altın Vuruş’a gelene kadar neler yaptınız? Bu  süreçte sinema ve sanat anlayışınızda değişiklik oldu mu?
    Okul bitmeden, ticari işler gelmeye başladı. Bu da freelance çalışabileceğime dair bana özgüven verdi ve mezun olunca da o şekilde devam ettim. Freelance çalışma, film üretimi için bana bayağı bir zaman kazandırdı.
    Sinema ve sanat anlayışım elbette değişti, değişiyor. İki yıl önce yapmak istediğim film, şu anda bana korkunç bir fikirmiş gibi geliyor, “İyi ki yapmamışım” dedirtiyor. Ama sanırım bu hep devam edecek. Güzel olan, iyi olan, hepimizin yaşadığı, gördüğü şeylere göre değişecek.


        Sizi etkileyen, size ilham veren kısa filmler var mı? Takip          ettiğiniz yönetmenler, senaristler ya da animasyoncular?
     İsmini hatırlayamadığım bir sürü kısa film var. Farkında olmadan bana ilham vermiş olan, bana “İyi film nedir?” konusunda fikir veren filmler… Ama beni motive eden ve kafama kazınan asıl filmlerden birkaç tanesi şu; Mark Osborne'un More isimli filmi beni her seferinde etkiler. Tomek Baginski'nin Fallen Art'ı beni 3D yazılımları öğrenmeye teşvik eden yegane filmdir. Sonra Christoph Lauenstein ve Wolfgang Lauenstein'e ait olan Oscar ödülü almış Balance filmi var. O zamanlar ne güzel filmlere verilmiş Oscar. Şimdi gerçekten üzücü. Balance da iyi fikrin ne kadar önemli olduğunu öğreten filmdir bana.

   Altın Vuruş ilk ödülünü Kayseri Altın Çınar Film Festivali’nde aldı. Ki Altın Vuruş’un katıldığı ilk festivaldi. Bu ödülü bekliyor muydunuz? Sonuçlar açıklandığında neler hissettiniz?
     Ben ön elemeyi bile geçebileceğimi bilmiyordum. Çünkü dedim ya, “Nasıl bir film yaptım?”, “İyi mi kötü mü?”, ayırt edemiyordum artık. O yüzden formu doldurup yolladım. Ön elemeyi geçtiğimi duyunca bile bayağı bir sevinmiştim. Ee bir de üzerine ödül gelince gerçekten harika bir başlangıç oldu. Ama o ödülün kıymeti zamanla daha da arttı. Çünkü ödüle karar veren jürinin ne kadar bilinçli olduğunu zamanla öğrendim. Hâliyle bu insanlar beni bu ödüle layık gördüyse demek ki hak ettim dedim kendi kendime.


        Animasyon sektöründe çalışanların çoğunluğunun hayalidir bir kısa film yapmak. Ama ekibi toplama, bütçe oluşturma, zaman bulamama gibi sebeplerden dolayı sürekli ertelenir. “Ben de kısa film yapmak istiyorum” diyenlere iki çift laf edebilir misiniz? 
    Açıkçası ben de bu sorunları aşabilmiş değilim. Sanırım önce güzel bir film izlemek ya da güzel bir kitap okumak lazım. Ben iyi film izlediğimde ya da kitap okuduğumda inanılmaz hırslanıp bir süreliğine de olsa çok güzel çalışıyorum.
   Bir de bütün sorunların listesini çıkarıp hepsi için aynı anda paniklemek çok tehlikeli. Film mi yapıyoruz? Önce fikrini bul ve bir sonraki aşamaya geç. Daha ben bir film yapayım dediğin anda “Render’ı nerede alacağım” diye paniklersen büyük ihtimalle o projeyi yalan edersin. Stresi o kadar yorar ki daha yolun başından geri dönersin. Oysa aşama aşama çözmek, stresi kontrol edip projeye devam etmenizi sağlar.

   Sohbetiniz için teşekkür ederim. Altın Vuruş’a bol ödüller diliyorum.
Ben teşekkür ederim.



"Altın Vuruş" Teaser: https://vimeo.com/122644912
"Altın Vuruş" Facebook sayfası: https://www.facebook.com/goldenshotmovie?fref=ts

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder