banner

4 Aralık 2013 Çarşamba

“Cesur” (Brave): İmaj mı, Hikâye mi?


“Cesur” çok sevildi ve 2013 yılının En İyi Animasyonu Oscar’ını da aldı. Açıkçası Oscar’ı “Cesur”un alması içime sinmedi. Çünkü 2013 yılı için aday gösterilen diğer üç filmin “Cesur”dan daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bunlardan biri “ParaNorman”. “Korsanlar” (The Pirates! Band of Misfits) ve Oyunbozan Ralph” (Wreck-It Ralph) de onun peşinden geliyor. Ki aday olamayan “Efsane Beşli” (Rise of the Guardians) ve “Hotel Transylvania” da bu yılın iyi filmlerinden birkaçı.

Peki “Cesur” iyi bir film değil miydi? Elbette, yılın iyi filmleri arasında onu da sayardım mutlaka. Ama en iyisi olmadığının altını çizerdim. Filmler genel olarak iki açıdan değerlendiriliyor. Biri görsellik, diğeri hikâye… Ancak söz konusu animasyon olunca kullanılan tekniklere, animasyon kalitesine ve konsept tasarımlara, dolayısıyla görselliğe daha çok önem veriliyor. Örneğin, stop-motion tekniğiyle çekilen “ParaNorman” filmi, sırf bu işin zorluğu açısından bile takdiri hak edebiliyor.
“Cesur”u görsel açıdan ele alacak olursam Walt Disney ve Pixar animasyon stüdyolarının animasyon anlayışını yansıttığını söyleyebilirim. Bilindiği üzere “Cesur”,  Disney ve Pixar’ın birleştikten sonra yaptıkları ilk prenses masalı. Disney’in prensesler serisine eklemlenen prenses Merida karakteri, Pixar’ın üç boyutlu animasyondaki başarısıyla birleştiğinde ortaya güzel bir animasyon çıkıyor. Ancak şunu da söylemek gerekir ki Pixar’ın ve Disney’in daha önce yaptığı başarılı animasyonlarının [Wall-e, Oyuncak Hikâyesi (Toy Story), The Lion King (Aslan Kral)]  yanında “Cesur”, biraz sönük kalıyor.
     “Cesur”un başkahramanın kadın olması Pixar için Tangled’tan sonra önemli bir adım. Tabii Tangled’taki ve Disney’in prensesler serisindeki çıtkırıldımlıkla birleşen güzellik Merida’da yok, ama hikâyenin sonunda o da diğer prenseslerden pek de farklı olmadığını kanıtlıyor. Öyle ki sürekli başkaldıran ve prenses imajına bürünmek istemeyen Merida, sonunda uysal bir kız olup annesinin kıymetini anlıyor.



     Bilindiği üzere Merida karakterinin görselleri, film daha gösterime girmeden izleyiciyle paylaşılmıştı. Ok atan Merida, dağınık ve kızıl saçları dolayısıyla savaşçı bir imaj çiziyordu. Ancak filmin tamamı izlendiğinde bu imajdan eser kalmadığı anlaşılıyor. Filmin ana konusu anne ve kızın arasındaki çatışma gibi görünse de filmin sonunda dış sesin söylediği “Kader içimizdedir, onu değiştirmek elimizde” sözleri bunun tersini göstermektedir. Bu noktada Cesur’un hikâyesinin sağlam bir temele oturtulmadığını söylemek mümkün. Film hangi Merida’nın hikâyesini anlatıyor? Annesine başkaldıran, kaderini değiştirmek isteyen özgür Merida’nın mı, yoksa annesine başkaldırdığı için pişman olan ve ağlayan Merida’nın mı?
     “Cesur” filminin belki de en önemli noktalarından biri olayları kadın bakış açısıyla ele almaya çalışması. Kraliçe Elinor, kızını toplumsal cinsiyet rollerine uygun bir şekilde yetiştirmeye çalışırken Merida bu rolleri reddetmektedir. Babası her ne kadar egemen düzeni temsil ediyor görünse de bu sadece fiziki olarak öyledir. Asıl kocasını ve krallığı yöneten Kraliçe Elinor’dur. Yani aslında anne de erkek egemenliği altındaki geleneksel kadın imajından oldukça farklıdır. Burada şu soruyu sormak mümkün. Peki geleneksel olmayan bu anne, neden kızını toplumsal cinsiyet rollerine uyması için zorlar? Sanırım burada kadınlık duygusundan çok, annelik duygusu ön planda. Filmin sonuna gelindiğinde ise anne, artık Merida’nın bir kadın olduğunu kabulleniyor görünüyor. Feminist açıdan değerlendirildiğinde bu durum olumlu olarak yorumlanabilir. Ancak Merida, filmin sonunda annesine kavuşmanın verdiği mutlulukla evine dönüyor. Çünkü özgür Merida’nın gidebileceği başka hiçbir yer yok.
     Birçok eleştirmenin dediği gibi “Cesur”, cesur ve özgürlüğüne düşkün bir kadının hikâyesini anlatarak feminist söyleme katkıda bulunmuyor. Aksine “annenin sözünü dinle, dinlemezsen işte başına bunlar gelir” mesajını ileterek aile kavramını, anneliğin önemini, söz dinleyen kızların belaya bulaşmayıp mutlu olacağını vurguluyor. Ki bunu yaparken kurguda ipin ucunu kaçırıyor. Önce Merida’nın farklı bir kadın oluşu, özgürlüğüne düşkünlüğü ve âsiliği vurgulanıp izleyicide Merida’nın kahraman olacağı ya da her şeyi bırakıp gideceğiyle ilgili bir beklenti oluşturuluyor. Ama filmin sonlarına doğru hikâyenin ekseni kayıyor ve Merida kendinden beklenmeyecek bir zavallılığın içine düşüyor. “Gördünüz mü, sen o kadar ben özgürüm, istediğimi yaparım de, bak başına ne geldi?” der gibi sahneler yaşanıyor. Bence kurgunun bu şekilde kaymasının gözden kaçırılmaması gerekirdi.
     Bu eleştirilerimi okuduktan sonra, bir de bu gözle filmi izlemenizi istiyorum. Bir filmin sadece görsellikten ibaret olmadığı, hikâye kurgusunun bir filmin iskeleti olduğu unutulmamalı. Karakterin imajı, diğer prenseslerden farklı da olsa… “İmaj hiçbir şey, hikâye her şey”!

Nefise Abalı

12 yorum:

  1. Filmi izlemedim ama yazınız çok güzel, merak ettim doğrusu. Ama katılmadığım bir nokta var, o da krallığı yöneten kraliçenin geleneksel kadın rolünün dışına çıkmış olması... Zira sistem erkek egemen olduktan sonra bu sistemin yürütücüsünün kadın veya erkek olması o kadar da fark etmiyor. Yani yönetenin kadın olması tek başına "krallığı" feminist bir krallık yapmaz nihayetinde. Zaten toplumda da öyle değil mi? Ailenin en güçlü öğesinin kadın olması o ailedeki patriyarkal yapıyı değiştiriyor mu? Hani hep kaynana örneği verilir ya bu durumlarda. İşte aslında kaynana da erkek egemen sistemin başlıca yürütücülerindendir, zira bütün ömrü boyunca erki, iktidarı eline geçireceği zamanı beklemişçesine bu konumun verdiği gücü sonuna kadar kullanır. Demem o ki, yalnızca kadın olmak feminist bir özne olmayı gerektirmiyor.. Her hikayede gördüğümüz her kadın kahraman da bu yüzden feminist söylemi temsil etmiyor... Yazınız çok güzel olmuş, ellerinize sağlık...

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir noktaya açıklık getirmişsiniz. Çok teşekkür ederim. Size tamamen katılıyorum. Yazımda hem bu noktayı gözden kaçırmışım hem de kullandığım sözcüklerle durumu iyi ifade edememişim. Kraliçe de aslında kızının olmasını istediği gibi değil diyerek bu farklılığını vurgulayacaktım. Ama dediğiniz gibi kadınlar da bu erkek egemen sistemin çok güçlü bir sürdürücüsü olabiliyor, ki Kraliçe Elinor da böyle bir kadın.

    YanıtlaSil
  3. Ben bunu dun izledim. Izlemeyenler okumasin, spoiler icerir. Karakterler iskoc oldugu icin ilginc ve guzel geldi. Aslinda karakterleri sevdim, ama sonu guzel baglanamadi sanki. Mesela annenin kiza anlattigi efsanenin rolu nedir anlayamadim. Merida ve annesi efsanede adi gecen karakterle karsilasiyorlar, ve hikaye bu karakterin tekrar ortaya cikmasiyla cozuluyor, fakat efsanenin oynadigi rol tam olarak belli degil, sanki filmi bitirmek icin eklemisler gibi gorunuyor.
    Feminizmle nasil alakalandirilabilir, bilemiyorum:
    Prenses ergen olarak sunuluyor. Babasi evin de kralligin da idaresini annesine birakmis, o sebepten anne asiri otoriter olmus. Prensesin annesinin o rolu ustlenmesinin sebebi babanin fonksiyonsuz olmasi. Anne ile kizin arasi da babanin aradan cekilmesi ile duzeliyor bence, cunku anne ve kiz karsilikli yardimlasmaya basliyorlar. Sonunda da kiz annesini babasindan koruyor mesela, babasina silah cekiyor, ki bu kritik bir an filmde.

    YanıtlaSil
  4. Evet, anne kız karşılıklı yardımlaşmaya başlıyorlar ve böylece araları düzeliyor. Ben de bunu feminist açıdan olumlu yorumlamıştım. Yani anne artık Merida'yı kızı gibi değil, bir kadın olarak görüyor. Bu da önemli bir adım. Ama bilirsiniz, masallar mutlu sonla biter. Brave de anne ile kızı mutlu ediyor ve bitiriyor. Sizin de dediğiniz gibi başta farklı bir seyirde ilerleyen hikâyenin sonu güzel bağlanamıyor. Yorumlarınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  7. selam öncelike böyle bir blog yadığınınız için kendi adıma teşekkür ederim
    BRAVE isme bence tamamen ticari olabilir.belki brave heart filmini çağrıştırmaya çalışabilirler neyse diyeceğim şu ki merida yeteki kadar cesur değil veya cesur tanımıma uymuyor diyorsunuz ama şöyle birşey var cesur demek üstünü başını parçalayıp dağa taşa saldırmak değil ki . olgunlaşmış düşüncelere boyun eğmemesi bence bir insanın özgür olması için yeterli değilmi? kız babasına kılıç çekti ayıyla, başbaşa kaldığında kaçmak yerine ok attı . atına atlayım kaçıp gitti kimseyi de tanımadı neyse bunu yazışalım

    YanıtlaSil
  8. Evet haklısınız. Benim vurgulamak istediğim de tüm bunları yapan karakterin sonunda annesinin dizinin dibine dönmesi... Yaptıklarının hatalı olduğunu kabul etmesi... Sizin deyiminizle olgunlaşmış düşüncelere boyun eğmesi... Dolayısıyla filmin sonunda özgür bir Merida yok bence.

    YanıtlaSil
  9. sizde haklısınız aslında senaryosu, ana fikri çok keskin değil.size şöyle bir cevap vereyim merida annesiyle barışmıyor değişmiş annesiyle barışıyor.belkide annesini de kendine benzetiyor :D

    YanıtlaSil
  10. ben elektrik müh okuyorum hobi olarak çizimle uğraşıyorum bu filmde çok ince detay var burda bir tarz yapmak iztemişler şöyle anlatayım 'secret of the kells' ve 'song of the sea' tarzı filmler irlanda iskoçya tarzı filmler dir tıpkı japon anime ve marvel tarzı çizimleri hemen tanımamız ayırmamız gibi bunları da rahatça ayıralım ve karakteristik olarak ayırd edelim diye böyle çizmiş olabilirler. tanım şöyle efendim
    yüzler yuvarlak .kızıl saç. abartılı berrak mavi gözler .müzik odaklı sonlar.kesinlikle kelt motifleri ve müzikleri gibi diyebilirim merida hakikaten güzel ya yapmayın o kadar :D

    YanıtlaSil
  11. Merida karakterini beğenmiyorum demedim ki yazımda :) Merida çok başarılı ve güzel bir karakter. Sadece senaryo sıkıntılı diyorum.

    YanıtlaSil